27 Mayıs 2008 Salı

İlham Perisi

Ne kadar da güzel başlamıştım oysaki güne ama şimdi önümdeki boş kağıtla yüzleşmek zorundaydım.Elimde kalem birşeyler yazmak istiyordum,zihnimde sürekli kelimeler uçuşuyordu ama birtürlü doğru olanı seçip kağıdıma dökemiyordum.Sanırım yazma fiiline yeni başlayan herkesin çektiği sıkıntıları çekiyordum,bir nevi yaratamama süreci içindeydim.Belki ilham gelir diye biraz pencereden dışarıyı seyredeyim dedim.Dışarıda kediler oynaşıyor,kuşlar cıvıl cıvıl ötüyordu.''Ah siz hayvanlar!Nasılda gamsız ve umursamaz bir hayalin içinde yaşıyorsunuz'' diye düşünürken birden ilham perisi adeta kağıdıma dokundu ve bende sabahtan beri beklediğim o üretim sancısının sonunu getirdi.Birden zihnimdeki tüm o karmaşıklık yerini müthiş bir berraklığa bıraktı.Kalemim adeta dansa susamış kızıl şaçlı çingeneler gibi kağıtla buluşacağı o vuslat anını bekler olmuştu.Ben de beni bu durumdan kurtaran ilham perimi daha fazla bekletmemek için kağıdıma ilk harfleri adeta bir nakkaş gibi işlemeye başladım.Ancak benim ilham perim biraz terbiyesiz çıktı ve yazmak için hareketlendiğim sırada kalemimi tutup çekti ve elimden aldı.Acaba bütün ilhamını bana göndermesine rağmen benim yazdığım şeyleri beğenmemiş miydi?Kafamı kağıttan kaldırıp neden kalemimi aldığını sordum.O ise yüzünde kızgın bir ifadeyle kağıdımı da önümden aldı ve bana ''Arkadaşım iki saat oldu hala adını yazmamışsın kağıda''dedi.Evet bence de bir yazıyı yazan kişinin kimliği çok önemlidir dedim ve kağıdımı ve kalemimi ondan alarak lisede öğrendiğim artistik bir şekilde adımı ve soyadımı yazdım.Ben bunları yazarken o başka insanlara ilham vermek için yanımdan kısa bir süreliğine ayrıldı.Döndüğünde ise ''Hadi be kardeşim bizimde işimiz gücümüz var seni mi bekleyeceğiz akşama kadar'' dedi.Baktım bizim bu ilham perisi her dakika biraz daha çirkefleşiyor ben de ona bastım fırçayı'' Ne biçim ilham perisisin lan sen''dedim.O da bana'' Arkadaşım ne ilham perisi yaa,benim adım İlhan Berisi,ulan bir senedir bu dersin asistanıyım hala adımı düzgün öğrenemedin.Sen bu kafayla nah geçersin quantumu.Hem kağıdına baktım,sadece kedi ve kuş resmi çizmişsin.Valla hoca üç beş bişey yazsınlar herkesi geçirecem dedi ama senin bu kağıdı görünce senin okulu direk uzatır ben sana söylim'' gibi ucuz,mahalle ağızı ve zerre edebi hitap içermeyem bir cümle kurdu.Ben de ona kötü bir dönemden geçtiğimi,insanların artık gerçek yüzlerini sakladıklarını,herkesin maskeler takarak sahte hayatlar yaşadığını anlatmaya başladım ve konuşmamın sonunu benim sınav kağıdına getirdim ve benim için birşeyler yapıp yapamayacağını sordum.Konuşmamdan çok etkilenmiş olacak ki beni can kulağıyla hiçbir lafımı kesmeden dinledi.Bu etkileyici konuşmamın ardından doğal olarak sustum ve ondan cevap beklemeye başladım.Birden ''tıfsşımıtımp'' diye sesler çıkartarak,kafasını sağa sola sallamaya başladı.Sanırım konuşmamın dozunu biraz fazla kaçırmış ve onun ruhsal dünyasındaki hiç dokunulmamış yerlere girmiştim.Ona yardım etmek için elimi omuzuna koydum ve ''Sabır herşeyin ilacıdır,sabret gün gelecek biz de bu yokuşlardan düzlüğe çıkacağız'' dedim ve göz yaşlarıyla ona sarıldım fakat ben sarılmaya çalışırken birden beni itti.''Ah masum çocuk!Nasılda çaresizliğini gizlemek için çırpınıyor''diye düşünürken birden bıçak açmayan ağızından kelimeler dökülüverdi.''Abi manyak mısın napıyorsun yaaa''dedi.Heralde psikolojisi bozuldu dedim içimden ve parmağımı dudaklarıma götürerek''Hişşşşş...Hiçbirşey açıklamak zorunda değilsin'' dedim ve tekrar sarılmaya yeltendim ama sonuç yine hüsran oldu.O ise birden elini kulaklarına götürdü ve kulağından ipodunun kulaklığını çıkarıp''Arkadaşım derdin ne senin senin?'' dedi.Bende hala ağlamaklı bir halde o kulaklıkların ne zamandan beri kulağında olduğunu sordum.Sınav kağıtlarını topladıktan sonra takmış.''Yani benim sana yaptığım etkileyici konuşmayı duymadım mı?' dedim.''Yooooo'' dedi.''Peki o zaman neden sinir krizine girip başını sağa sola sallayıp anlamsız sesler çıkardın''dedim.''Yok arkadaşım ne sinir krizi,metalikadan unforgiven dinliyodum,sen de çıktın sandım ve şarkıya eşlik edip biraz kafa salliyim dedim.Arkadaşım suç mu şarkı dinlemek.Hem sana ne lan''dedi.O böyle hiddetli çıkınca açıkçası biraz tırstım ve konuyu değiştirip metalikanın,bir tek şarkısını bile dinlemediğim halde,ne kadar ulvi ne kadar aşmış bir grup olduğundan bahsettim.Tabi ben böyle metal mütal ayaklarına girince bu iyice bi çoştu ve gaza gelip bana metalikanın tarihini örnekler vererek anlatmaya başladı.Metallika bitince bu doyamamış olacak ki bana burada ismini dahi telafuz edemeyeceğim gruplar hakkında kısa bir brifing verdi.Tabi bu konudaki bilgim çok kısıtlı olduğu için onun söylediklerine''he abi,evet abi,onlar aşmış zaten abi,adam adeta gitarı ağlatıyo abi'' gibi tek satırlık kısa cümlelerle cevap verdim.Arada da benim bu cahil cühela tavrımdan kıllanmasın diye arkadaş grubu arasında duyduğum ''Abi onlarda üçüncü albümdan sonra bozdular,öbürleri tek şarkılık grupmuş'' gibi cümleler kurmayı ihmal etmedim.Baktım bu iyice zıvanadan çıkıp,ipodun tek kulaklığını bana vererek ''Hocam şimdi sana bi grup dinletecem,vallahi çıldıracaksın.yok böle bişey ya''muhabbetine doğru gidiyor,hemen müdahale edip,bir muhabbet ortamında konuyu değiştirmek için kullanılan en büyük silahı devre sokarak,''Yav hocam onu bunu bırak da''diye cümleme başladım ve yukarıdaki benim sınav kağıdıyla ilgili olan o çok etkileyici konuşmayı tekrar yaptım.Bunun birden suratı ekşidi ve ''Lan sabahtan beri bi sınav kağıdı için mi ağlıyorsun?''diye zerre insan ve toplum ilişkilerinden anlamayan bir üslupla suratıma çemkirdi.Ben ona bu en büyük sınavın dünya sınavı olduğunu,bu quantum muantum hikayelerinin farazi şeyler olduğunu söyledim.Ama söylerken hala ağlamaklı olduğumu unuttuğum için sesim bir kedi yavrusu cıyaklaması gibi çıktı.Bu halime acıyan bir bakışla baktı ve ''Tamam lan ağlama,ben hocayla konuşurum yaparız bişeyler.Ulan sende amma kişiliksiz çıktın be,koca adamsın ota boka ağlanır mı lan?''dedi.Ah masum çocuk!Daha çok büyümelisin.Hayat acımasız,soğuk ve zalim''diye düşündüm içimden.Galiba biraz sesli düşünmüş olacağım ki kapıdan çıkarken bana döndü ve 'Olum ben senden dört yaş büyüğüm lan''dedi ve gölgesi koridorda uzayarak,gözden usulca kayboldu.Evet yine herzamanki gibi yanlış anlaşılmıştım.Oysa ne kadar da güzel başlamıştım güne!Bende yavaş yavaş merdivenlerden indim ve köşeyi dönünce birden bugünün aslında ne kadar güzel olacağını gördüm.Evet karşıma hiç ummayacağım anda ''O'' çıkmıştı.....(devam edecek)

Hiç yorum yok: