10 Ekim 2008 Cuma
Neler İsterdim
Beraber yürüyorduk...Ben '' O '' ve bütün kainat.Herşey sanki bizimle yürüyor,bütün bir evren ve dünya sanki sadece ''O'' nun gülümsemesini bir an bir lahza daha görmek için dönüyordu.Hemen konuşmak için bir bahane bulmalıydım ancak küçüklüğümden beri kızlı erkekli bir grup içerisinde nasıl davranılacağını bilmediğim için aklıma hiçbirşey gelmiyordu.Bir anda aklıma filmlerde böyle durumda kalan film kişisinin yaptığı ve her zaman işe yarayan kendin ol rahat ol özgür ol taktiği geldi ve ben de hemen kafamdan geçen ilk şeyi söyleyiverdim.Yavv bu yaz amma sıcak olacakmış,çok pis küresel ısınma varmış diye cümleye girdim ve böylece beni bir odun olarak değil de çevre sorunlarına duyarlı,entel dantel biri zannetmesini istedim.Ancak benim çevre sorunlarına en duyarlı yaklaşımım bizim evin yanına çöp dökmelerini engellemek için duvara ana ve avrat kavramlarını birlikte içeren cümleler yazmak olunca muhabbetin devamı gelmedi.Küresel ısınma dedim ama bunu sadece Turgay ibnesinin bizi kandırıp batak oynamaya götürdüğü Şen dostlar kıraathanesinde Harun'un tuvaletten gelmesini beklerken karıştırdığım gazete küpürlerinde görmüştüm.Zira nedir ne değildir zerre bilgim yoktu.Hemen muhabbeti iyi bildiğim bir konuya çekmem gerekiyordu yoksa bu küresel ısınma buzullardan önce beni eritecekti.Birden ona hangi takımı tuttuğunu sordum.Beşiktaş dedi.Muhabbeti devam ettirmek isterdim ama içinde küfür olmayan bir futbol muhabbeti daha önce yapmadığım için ve '' O '' güzellikler şahikasının yanında küfür etmek istemediğim için sustum.Nihayet kafeye gelmiştik ve ben oturana kadar o kadar stratejik hesaplar yapmama rağmen yine de ''O '' na en uzak yere oturmuştum.zaten bu hesaplar konusunda hiçbir zaman iyi olmamıştım.Durakta otobüse binene kadar bir ton algoritmik hesap yapıp güneşten kaçmaya çalışırken güneş yine de otobüs yolculuğumu kabusa çevirmiştir.Bari içecekleri aynı söyleyelimde muhabbet oradan açılsın istedim ama namussuz garson ilk siparişi masanın en başında cücük gibi oturan benden aldı.Ben de bir tahmin yapıp kahve söyledim çünkü '' O'' bana göre kesin kahve söyleyecekti.Benden sonra herkes kahve söyledi ama ''O'' bir çay hastası olduğunu ve kahve sevmediği söyleyerek çay söyledi.Tam anlamıyla eziliyordum çünkü masada çay mı kahve mi sohbeti açılmıştı ve ben ''O'' nun karşısında pısırık bir kişi olduğum için kahve istediğim halde çayı savunuyordum.Bir ara öyle ekndimden geçmişim ki gören sanki çaykurun işletmeciliğini benim yaptığımı zanneder.Birden telefonum çaldı ve herkes bana döndü çünkü telefonum romantik slow bir parçayla çalmıyor bunu yerine mahallede arkadaşlarla melodi çaldırma yarışması yaparken telefonuma düğünlerde çokça çaldığımız kolbastı parçasını çalıyordu.Bu durum oturduğumuz otantik kafenin ortamına biraz aykırı duruyordu.Hemen telefonumu açtım arayan mahalleden arkadaşım Kadri ydi.Zaten benim telefon rehberim amatör küme futbol takımı listesi gibiydi.Nerede sap var anında benim telefon rehberime kayıtlı oluyordu.rRehberdeki bütün isimler safkan erkek ismiydi.Bizim kaveci Rıza abi kahvede yoklama alsa kesin benim telefon rehberimi kullanırdı.Ben de hiç bozuntuya vermeden sanki önemli bir kişi arıyormuş gibi yaptım ve bir dakikalığına masadan izin istedim.Kadri ye neden aradığını sordum.Bizim çocuklarla kavede okey oynuyolarmış Dursun la ikisi olmuş Rasimleri yeniyorlarmış şimdi de okeye dönüyormuş ve okeyi Rasim in alnına tükürükleyip yapıştıracakmış.Beni de bu tarihi olaya canlı tanıklık etmem için aramış.Kadri telefondan çektiği taşları bana söylüyordu.Ben de masadakilere çok önemli bir telefon görüşmesi yapıyormuşum havası vermek için Kadri ye alakasız cevaplar veriyordum.Kadri diyor kırmızı beş lazım.Ben diyorum tatlım bence birkez daha düşün.Kadri diyor sarı iki çektim.Ben diyorum bak pişman olacağın birşey yapma.Aklımca masadakilere bak ben boş adam değilim aslında benimde süper ortamlarım karılı kızlı bir arkadaş grubum var mesajı vermek istiyorum.Kadri en son kodum çocuğu dedi ben de tamam tatlım görüşürüz hadi öpüyorum diye telefonu kapattım.Masaya döndüğümde herkes kahvesini bitirmiş ve fincanları ters çevirmişti.Bir tek benimki normal duruyordu.Ne yaptıklarını sordum.Kahve falı bakacakları için fincanları ters çevirdiklerini benimkisini ise unuttuklarını söylediler.İçimden yeter ulan amma ezdiniz beni demek geldi fakat diyemedim.Bunun yerine önemli değil zaten fala felan inanmam dedim.Masadaki herkes fincanları açıp birşeyler atıp tutup eğleniyorlardı.Bir tek ''O'' yüzündeki o masum hüznüyle diğerlerinden biraz geride duruyordu.Uzaklara derin derin bakıp kimbilir neler düşünüyordu.Ah ne çok isterdim olmayı bakışlarından nasibini almış bir parça duman,bir kibrit çöpü ya da bir toz nefesine karışan..Ah ne çok isterdim saçlarını okşayan bir parça rüzgar,yüzüne dokunan bir parça yağmur olmayı.........
18 Haziran 2008 Çarşamba
İyonosfer
Bugün 26 mayıs 2006 ve ben biraz önce çok kötü geçmiş bir fizik laboratuvar sınavından çıkmıştım.Asistanla yaşadığım bir yanlış anlama yüzünden, başka insanlarda görsem eshefle kınayacağım bir şekilde,toplumumuzun kutsal olarak atfettiği değerler olan ana,avrat ve bacı kavramları hakkında ileri geri konuşurken,hiç ummayacağım bir anda karşıma ''O'' çıkmıştı.Büyük bir ihtimalle ''O'' da aynı sınavdan çıkmıştı fakat ''O'' heralde kendi sınavındaki asistanla hiçbir sorun yaşamamış olacak ki,diğer arkadaşlarıyla gayet mutlu mesut muhabbet ediyordu.Ve muhabbet ederken her zaman ki gibi gülümsüyordu ama öyle bir gülümseme değil.Sanki dünya üzerinde yaşayan her mahlukatın bu gülümseyişten feyz alması için gülümsüyordu.Sanki bir kuğu edasıyla o vakur duruşuyla tüm tabiatı ödüllendiriyordu bu gülümseyişle.Fizikçi olduğum için şunu biliyordum,tüm konuştuğumuz ve çıkardığımız sesler kaybolmuyor ve iyonosfer tabakasında birikiyordu.Hatta yılların geyiğiydi ''abi japonlar bir teknoloji bulmuş,sesleri geri döndürüp tarihteki olayları doğru bir şekilde öğreneceklermiş'' diye.Ama şimdi bu güzellikler şahikanın gülümsemesi ne olacaktı peki?Sahi gülümsemelerde kaybolmasaydı ve bir yerlerde bulunsaydı japonlar heralde ilk olarak ''O''nun gülümsemesini geri getirmek isterlerdi.Ben böyle malihülyalara dalmışken arkamdan yine bir gülme sesiyle irkildim.Tanrım bugün sanki kainatın tüm güzellikleri insanlara sunulmuş gibi herkes gülümsüyordu diye düşündüm.Fakat tabiki bu güzelliklerden nasibini almamış şimdi burada ismini verip rencide etmek istemediğim bazı arkadaşlar da vardı çünkü bu seferki gülme vakur bir edayla değil, hayvanımsı bir böğürtüyle geliyordu.Sese biraz dikkatlice kulak verince bu sesin kime ait olduğunu anlamıştım.Bu ses bizim Faik öküzünün sesiydi ve hem kahkaha atıyor hem de koşarak 'kodum olum çocuğu' diye bağırıyordu.Çıkardığı seslere bakılırsa onun sınavı iyi geçmiş gibi görünüyordu.Demin ki iyonosfer tekrar aklıma geldi.Peki şimdi nasıl olacaktı?Bu Faik ayısının sesiyle,konuştuğu zaman tüm dünyanın saygıdan sustuğu,en kızgın konuşmasının bile huysuz çocuklara ninni gibi geldiği ''O'' nun sesi aynı iyonosferde mi toplanacaktı.Hem Faik kişisinin ''O'' nunla muhabbetinin olmasından hem de Faik in sınavının benimkinden iyi geçmesinden dolayı,bir anda Faik i,o insan postu giymiş kurbağa kermiti kıskanır olmuştum.Tabi bu kıskançlık bende bir efkara neden oldu ve bir sigara yaktım.Faik yanıma geldi ve benden bir sigara istedi.Şundaki utanmazlığa akıl sır erdiremiyordum.Hem sınavı iyi geçmiş ve nispet yaparcasına Ronaldinho nun gol sonrası yaptığı gibi herkesin ortasında,hiç becerememesine rağmen samba yapıyordu hem de bu aymazlıkla benden bir de sigara istiyordu.O anda tüm ona karşı garezimi kusmak,onu ve bu yaptığı anlamsız zafer danslarını küçümseyerek,onu kendine getirmek istedim ama yapamadım.Zira bu her hareketine gıcık kaptığım şahsiyet beni ''O'' nunla tanıştırabilir ve bana esfanevi(legen......wait for Faik.......daryyyyy) bir sevda hikayesi sunabilirdi.Ben de ona sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi sigara uzatıp,abidik gubidik bir konu açarak muhabbete girmek istedim.Fakat bu özünde bir manda olduğu için benden sigarayı alarak direkman ''O'' nun ve arkadaşlarının yanına gitti.Evet ben yine yalnız başıma kalmıştım ve sesimin iyonosfere gideceğini bile bile Faik e küfürler yağdırıyordum.Amma biraz bu iyonosfer konusunda duyarlı olduğum için,birazda Faik in beni duyup,''O'' güzellikler şahikasının önünde bana,dünya dayak tarihinde ilk ona girecek bir dayak atmasından tırstığım için,tüm bu küfürleri içimden ettim.Ben böyle içimden küfür ederken,sınavdan çıkmasını beklediğim kişi,kadim dostum Berk çıkmıştı sınavdan.Bu kadar süre Berk i beklememin sebebi sanmayın ki Berk in arabasıyla beni evime bırakacak olmasındandı,sadece Berk in iyi bir çocuk olmasıydı benim onu beklememin sebebi.Evet Berk in arabasının yadsınamayacak derecede bir önemi vardı bu beklemede şimdi yalan söylemeyeyim ama tek neden o değildi.Belki de en büyük neden ''O''nun da orada oluşuydu zira bugün derslerin son günüydü ve ''O'' bizim gibi batak,king,çetele,koz ver gibi terimlere aşina olmadığından dolayı, yaz okuluna gelmeyecekti.Bu durumda ''O''nu bir dahaki sefere görme tarihim tam olarak üç ay sonrasına geliyordu.Zaten önce bir tohum olarak yüreğime ekilmiş bu aşk bir senedir önce kendi kabuğunu kırmıştı ve zamanla boy verip filizlendi,hergün hasret sularıyla beslendi ve şimdi artık bu aşk,yüreğime sığmayan ulu bir çınardı.Ve bir üç ay daha ''O'' nu görmemek,bu yaralı kalbim için büyük bir ıstıraptı.Ben bu duyguları yaşayıp,sigaranın dibine dibine vuruyorken birden yanımdaki Berk,karşımızda duran ''O'' nun grubundan birine selam verdi.Selamına karşılık alınca benle Berk biranda kendimizi ''O''nun yanında bulmuştuk.Evet bu garip ve bir o kadar da güzel tesadüf bir anda benim ''O'' nunla tanışma fırsatım olmuştu.Berk karşımızdaki gruptan biriyle aynı lisede okumuş ve birbirlerini tanıyorlarmış.Berk başladı ''O''nun grubuyla ayak üstü muhabbet etmeye ama ben yaşadığım bu şaşkınlıktan dolayı dudağımdaki sigarayı iki parmağımla çekerken,sigara dudaklarıma yapıştı ve sigaranın yanan ucu iki parmağımı yaktı.O telaşla ağızımdan iyonosferde asla yer bulmamasını istediğim ananı ........ cümlesi çıkıverdi.O sırada bir baktım ben böyle gizli öznenin ben olduğum,etken fiilli cümleler kurarken,''O'' bana elini uzatmış ve adını söylüyor, benim ona cevabım ise ananı ........ oluyor.Ve benim ağızımdan duyduğu ilk kelime ise bir küfür oluyor.Ben hemen durumu kurtarmak için sanki elimi bir sigara değil de,mordor dağının ateşi yakmış gibi bastım feryadı.Bir anda ortalık amerikan filmlerinde 911 arayan insanların koşuşturması gibi oldu ama ben durumu toparladığım için memnundum.Çantamda daima yere düşen bir hatun kişisiyle tanışırım da belki onun yaralarını kapatırım sonra bunlar zahiri yaralar henüz kalp yarasını saran bir bant yapılmadı geyiğine belki iş koyarım umuduyla taşıdığım selo marka yara bandını parmaklarıma sardım ve muhabbete geri döndüm.Berk in tanıdığı kız, sınav sonu stress atmak için bir yerlerde bişeyler içeceklerini eğer işimiz yoksa onlara katılmamızı önerdi.Berk bana baktı,ben de hemen sazan gibi atlamayayım diye önce ağızımı büzüp ya bilmem ki nasıl olur felan triplerine girdim.Baktım bu kızlar ben uzattıkça bana postayı koyacaklar,hemen hadi o zaman,nereye çufçufluyoruz diyerek içimdeki hiç ölmeyen çocuğu onlara göstermek istedim.Ancak ben böyle değince bunların üçü ve Berk bana acıyarak ve ne kadar banalsin der gibi baktı.Bir tek ''O'' güzellikler şahikası gülümsemişti ve ''O'' gülümseyince bende bir şarkı patlattım Barış Manço dan sen gülünce güller açar gülpembe diye.Bu şarkıyı ''O'' na ithaf ediyordum ve biliyordum ki ''O''nun için söylediğim bu şarkı iyonosferde hiç kaybolmayacaktı ve hep ''O'' nun için kalacaktı.........(Devam Edecek)
27 Mayıs 2008 Salı
İlham Perisi
Ne kadar da güzel başlamıştım oysaki güne ama şimdi önümdeki boş kağıtla yüzleşmek zorundaydım.Elimde kalem birşeyler yazmak istiyordum,zihnimde sürekli kelimeler uçuşuyordu ama birtürlü doğru olanı seçip kağıdıma dökemiyordum.Sanırım yazma fiiline yeni başlayan herkesin çektiği sıkıntıları çekiyordum,bir nevi yaratamama süreci içindeydim.Belki ilham gelir diye biraz pencereden dışarıyı seyredeyim dedim.Dışarıda kediler oynaşıyor,kuşlar cıvıl cıvıl ötüyordu.''Ah siz hayvanlar!Nasılda gamsız ve umursamaz bir hayalin içinde yaşıyorsunuz'' diye düşünürken birden ilham perisi adeta kağıdıma dokundu ve bende sabahtan beri beklediğim o üretim sancısının sonunu getirdi.Birden zihnimdeki tüm o karmaşıklık yerini müthiş bir berraklığa bıraktı.Kalemim adeta dansa susamış kızıl şaçlı çingeneler gibi kağıtla buluşacağı o vuslat anını bekler olmuştu.Ben de beni bu durumdan kurtaran ilham perimi daha fazla bekletmemek için kağıdıma ilk harfleri adeta bir nakkaş gibi işlemeye başladım.Ancak benim ilham perim biraz terbiyesiz çıktı ve yazmak için hareketlendiğim sırada kalemimi tutup çekti ve elimden aldı.Acaba bütün ilhamını bana göndermesine rağmen benim yazdığım şeyleri beğenmemiş miydi?Kafamı kağıttan kaldırıp neden kalemimi aldığını sordum.O ise yüzünde kızgın bir ifadeyle kağıdımı da önümden aldı ve bana ''Arkadaşım iki saat oldu hala adını yazmamışsın kağıda''dedi.Evet bence de bir yazıyı yazan kişinin kimliği çok önemlidir dedim ve kağıdımı ve kalemimi ondan alarak lisede öğrendiğim artistik bir şekilde adımı ve soyadımı yazdım.Ben bunları yazarken o başka insanlara ilham vermek için yanımdan kısa bir süreliğine ayrıldı.Döndüğünde ise ''Hadi be kardeşim bizimde işimiz gücümüz var seni mi bekleyeceğiz akşama kadar'' dedi.Baktım bizim bu ilham perisi her dakika biraz daha çirkefleşiyor ben de ona bastım fırçayı'' Ne biçim ilham perisisin lan sen''dedim.O da bana'' Arkadaşım ne ilham perisi yaa,benim adım İlhan Berisi,ulan bir senedir bu dersin asistanıyım hala adımı düzgün öğrenemedin.Sen bu kafayla nah geçersin quantumu.Hem kağıdına baktım,sadece kedi ve kuş resmi çizmişsin.Valla hoca üç beş bişey yazsınlar herkesi geçirecem dedi ama senin bu kağıdı görünce senin okulu direk uzatır ben sana söylim'' gibi ucuz,mahalle ağızı ve zerre edebi hitap içermeyem bir cümle kurdu.Ben de ona kötü bir dönemden geçtiğimi,insanların artık gerçek yüzlerini sakladıklarını,herkesin maskeler takarak sahte hayatlar yaşadığını anlatmaya başladım ve konuşmamın sonunu benim sınav kağıdına getirdim ve benim için birşeyler yapıp yapamayacağını sordum.Konuşmamdan çok etkilenmiş olacak ki beni can kulağıyla hiçbir lafımı kesmeden dinledi.Bu etkileyici konuşmamın ardından doğal olarak sustum ve ondan cevap beklemeye başladım.Birden ''tıfsşımıtımp'' diye sesler çıkartarak,kafasını sağa sola sallamaya başladı.Sanırım konuşmamın dozunu biraz fazla kaçırmış ve onun ruhsal dünyasındaki hiç dokunulmamış yerlere girmiştim.Ona yardım etmek için elimi omuzuna koydum ve ''Sabır herşeyin ilacıdır,sabret gün gelecek biz de bu yokuşlardan düzlüğe çıkacağız'' dedim ve göz yaşlarıyla ona sarıldım fakat ben sarılmaya çalışırken birden beni itti.''Ah masum çocuk!Nasılda çaresizliğini gizlemek için çırpınıyor''diye düşünürken birden bıçak açmayan ağızından kelimeler dökülüverdi.''Abi manyak mısın napıyorsun yaaa''dedi.Heralde psikolojisi bozuldu dedim içimden ve parmağımı dudaklarıma götürerek''Hişşşşş...Hiçbirşey açıklamak zorunda değilsin'' dedim ve tekrar sarılmaya yeltendim ama sonuç yine hüsran oldu.O ise birden elini kulaklarına götürdü ve kulağından ipodunun kulaklığını çıkarıp''Arkadaşım derdin ne senin senin?'' dedi.Bende hala ağlamaklı bir halde o kulaklıkların ne zamandan beri kulağında olduğunu sordum.Sınav kağıtlarını topladıktan sonra takmış.''Yani benim sana yaptığım etkileyici konuşmayı duymadım mı?' dedim.''Yooooo'' dedi.''Peki o zaman neden sinir krizine girip başını sağa sola sallayıp anlamsız sesler çıkardın''dedim.''Yok arkadaşım ne sinir krizi,metalikadan unforgiven dinliyodum,sen de çıktın sandım ve şarkıya eşlik edip biraz kafa salliyim dedim.Arkadaşım suç mu şarkı dinlemek.Hem sana ne lan''dedi.O böyle hiddetli çıkınca açıkçası biraz tırstım ve konuyu değiştirip metalikanın,bir tek şarkısını bile dinlemediğim halde,ne kadar ulvi ne kadar aşmış bir grup olduğundan bahsettim.Tabi ben böyle metal mütal ayaklarına girince bu iyice bi çoştu ve gaza gelip bana metalikanın tarihini örnekler vererek anlatmaya başladı.Metallika bitince bu doyamamış olacak ki bana burada ismini dahi telafuz edemeyeceğim gruplar hakkında kısa bir brifing verdi.Tabi bu konudaki bilgim çok kısıtlı olduğu için onun söylediklerine''he abi,evet abi,onlar aşmış zaten abi,adam adeta gitarı ağlatıyo abi'' gibi tek satırlık kısa cümlelerle cevap verdim.Arada da benim bu cahil cühela tavrımdan kıllanmasın diye arkadaş grubu arasında duyduğum ''Abi onlarda üçüncü albümdan sonra bozdular,öbürleri tek şarkılık grupmuş'' gibi cümleler kurmayı ihmal etmedim.Baktım bu iyice zıvanadan çıkıp,ipodun tek kulaklığını bana vererek ''Hocam şimdi sana bi grup dinletecem,vallahi çıldıracaksın.yok böle bişey ya''muhabbetine doğru gidiyor,hemen müdahale edip,bir muhabbet ortamında konuyu değiştirmek için kullanılan en büyük silahı devre sokarak,''Yav hocam onu bunu bırak da''diye cümleme başladım ve yukarıdaki benim sınav kağıdıyla ilgili olan o çok etkileyici konuşmayı tekrar yaptım.Bunun birden suratı ekşidi ve ''Lan sabahtan beri bi sınav kağıdı için mi ağlıyorsun?''diye zerre insan ve toplum ilişkilerinden anlamayan bir üslupla suratıma çemkirdi.Ben ona bu en büyük sınavın dünya sınavı olduğunu,bu quantum muantum hikayelerinin farazi şeyler olduğunu söyledim.Ama söylerken hala ağlamaklı olduğumu unuttuğum için sesim bir kedi yavrusu cıyaklaması gibi çıktı.Bu halime acıyan bir bakışla baktı ve ''Tamam lan ağlama,ben hocayla konuşurum yaparız bişeyler.Ulan sende amma kişiliksiz çıktın be,koca adamsın ota boka ağlanır mı lan?''dedi.Ah masum çocuk!Daha çok büyümelisin.Hayat acımasız,soğuk ve zalim''diye düşündüm içimden.Galiba biraz sesli düşünmüş olacağım ki kapıdan çıkarken bana döndü ve 'Olum ben senden dört yaş büyüğüm lan''dedi ve gölgesi koridorda uzayarak,gözden usulca kayboldu.Evet yine herzamanki gibi yanlış anlaşılmıştım.Oysa ne kadar da güzel başlamıştım güne!Bende yavaş yavaş merdivenlerden indim ve köşeyi dönünce birden bugünün aslında ne kadar güzel olacağını gördüm.Evet karşıma hiç ummayacağım anda ''O'' çıkmıştı.....(devam edecek)
Sıradan Bir Pazar
Aslında sıradan bir gün sayılırdı.Sabah,başkalarının öğle vakti dediği bir zaman zarfı içerisinde kalktım.Güne klasik bir başlangıç yapmak için,pijamalarımla dışarı çıkıp,zerre hoşlanmadığım herhangi bir komşuma günaydın diyip,sabah evin önüne bırakılmış gazetelerimi alıp,bornozumla kahvaltı sonrası,keyifle kahvemi yudumlarken gazetelerimi okumaktı amacım.Bu suretle,daha yüzümü bile yıkamadan kendimi dışarıya attım.Bahardan olsa gerek hava ne çok soğuk ne de çok sıcaktı.Kapının önünde güneşi selamlayıp tüm dünyanın gamını kasvetini atarcasına esnedim.Esnerken gözüm ayaklarıma takıldı.Ve gördüğüm bu manzara karşısında bir anda afalladım çünkü ayağımdaki beyaz havlu çoraplar,yukarıdaki tüm o klasik pazar sabahı tasvirlerimi altüst etmişti.Ben ayağımdaki beyaz çoraplara bakarken,yan komşumuz Halime teyze o vakur bakışlarıyla üstten aşağıya beni süzüyordu.Bu klasik pazar sabahı gittikçe esrarengiz bir hal almaya başladı.Ben konsepte uygun olsun diye günaydın bayan halime dedim.Fakat bu konsepte uygun davranmaya sadece ben dikkat ediyordum zira halime teyze evladım sen hiç mi terbiye almadın ailenden,büyüklere böyle mi hitap edilir sığır diye bir nida sanatı kullanarak haykırdı.Bu içten haykırış bir anda beni kendime getirdi.Evet burası televizyondan izlediğimiz o iki katlı müstakil evlerden oluşmuş yeşillikler içindeki bir kasaba değildi.Burası İkitelliydi ve sabahları burada o bisikletle gazete dağıtan çocuklardan yoktu.Yerde de zaten gazete değil gece rüzgarın nereden getirdiği belli olmayan siyah naylon pazar poşetleri vardı.Bu uçuşan pazar poşeti ayağıma yapıştığı zaman halime teyzenin neden bu kadar kızdığını anlamıştım.Burası New Jersey değildi ve benim üzerimde de zaten bornoz yoktu sadece uzun paçalı halk arasında şaban donu diye tabir edilen bir altlık ile omuz bağlarından biri kopmuş bir atlet vardı üzerimde.Hemen mahallenin tepkisini çok fazla çekmemek için,birazda halime teyzenin iki tane izbandut gibi oğlundan efsanevi(legen.....wait for.......dary) bir dayak yememek için içeriye hızlı adımlarla daha doğrusu koşarak girdim.hepsi şu lanet amerikan filmleri yüzünden oluyor,çok fazla seyrediyorum ondan sonra gaza gelip evimizin altında içinde hertürlü zerzevatın bulunduğu bir garaj arıyorum amma ve lakin karşıma sadece düzensiz bir biçimde istiflenmiş kömür torbaları çıkıyor.Ulan ortam müsait değil bari kahvaltıyı filmlerdeki gibi yapayım diye düşünürken,mutfaktan pazar günlerimizin fiks menüsü olan menemen kokusunun gelmesiyle tüm hayallerim suya düştü.Arkadaş,yıllardır yaban mersini özlü ahududulu tartların camın önüne konmasını beklerken karşımda tüm ihtişamıyla menemen duruyordu.Sorarım size dünyada kaç yazar,şair,filozof menemen yiyerek büyümüştü.Baudelaire ın önüne sabah kahvaltıda annesi menemen koysaydı,adam hayata küsüp hiç Kötülük Çiçekleri ni yazar mıydı? Tüm iştahım kaçmıştı.Kahvaltıdan da umudu kesmiştim bari sorunlu ergen moduna girip prim yapayım istedim ve aç değilim ben odama çıkıyorum dedim.Salonda biraz gezindikten sonra farkettim ki bizim evde benim ayrı bir odam yoktu.Ben de hayata isyankar bir bakış atarak,oturdum sofraya ve hayattan intikam alırcasına menemenin dibine dibine ekmeğin ucu ile bandım.Tam beşinci bardak çaya niyetlenmiştim ki babam, o yüreği elindeki çocuk bana seslendi.Dikkat ederseniz bu noktada batı kültüründen vazgeçip doğu kültürüyle barışık bir şekilde devam ettim ne yapalım şartlar bizi buna zorluyor.Neyse yüreği karadenizin hırçın dalgaları gibi çarpan elleri her daim toprak kokan babam bana seslendi.Beyefendi sabahlara kadar televizyon başında pinekliyorsun,ondan sonra seni sabah kaldıramıyoruz,ulan hiç mi düşünmüyorsun bu elektrik faturası nasıl ödeniyor diye? o anda oldukça duygulandım ve gözyaşlarımı tutamayarak babamın ellerine kapanıp hayat bize yalan söyledi baba,büyüdükte ne oldu ömrüm kederle doldu.Ey hayat sen şavkı sularda bir dolunaysın diye tüm safhane duygularımı dile getirdim. Bu duygusal hezeyanlar karşısında babam da çok etkilendi.O ne kadar saklasada ben onun gözlerinden içindeki tüm buhranları görebiliyordum.Fakat ben gördüklerimi yanlış anlamış olacağım ki babam birden sinirle bana döndü.Meğer benim onun gözlerinde gördüğüm duygu sinirden mütevellit kızgın bakışlarmış.Ulan kaç yaşına geldin,hala çocuk gibi bişey olduğu zaman ağlama numarası yapıyorsun diye bana çıkıştı.Aslında tam fırsatını bulmuştum.O filmlerden gördüğüm baba-oğul atışmalarından birini yapabilirdik amma işte burası New Jersey değil İkitelliydi ve babamın adıda John değil Dursun Ali ydi.Baskılar bizi yıldıramaz,ben özgürlüğüne düşkün,asi,kafasına estiğini yapan,çılgının tekiyim diye tepki koymak istedim ama yarın pazartesiydi ve halk arasında haftalık denen olguyu tüm toplumun üretim ve tüketim ilişkilerini düşünerek sekteye uğratmamam gerekiyordu zira tarih Marks ın da dediği gibi ekonomik ilişkiler üzerine kurulmuştu.Hiçbrşey söyle(ye)meden olay mahalinden uzaklaştım.Fakat uzaklaşma eylemi iki çekyat ileri olunca ister istemez kendimi toplumların en küçük yapı birimi olan ailenin ortasından alamadım.Durumdan nasıl kurtulacağımı düşürken ve tüm o filmlerdeki manevraların başarısız olacağını anladığım an insanlık tarihindeki yeri tartışılmaz olan çağımızın iletişim aracı telefon çaldı.Arayan mahalleden arkadaşım Rasim di ve askerden yeni dönmüştü.....(Devam edecek)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)